13 Aralık 2009 Pazar
6 Aralık 2009 Pazar
"bugün senin doğum günün müydü?"
iyi ki doğcan bebişim :) sana şiirler yazmak, dostluk hakkında kompozisyonlar yazmak olmadı bi şarkı bestelemek ne bileyim belki de mani yazmak öyle çok isterdim ki :) ama beceremiyorum affet beni.O yüzden;
İyi ki tanımışım seni, iyi ki doğmuşsun...Arkadaşlığımızın hiç bozulmaması dileğiyle, sana başta bol alışverişli, sağlıklı, huzurlu sonra mutlu (klişeye bağladım), upuzuuuun bir ömür diliyorum bebişim :)
İyi ki tanımışım seni, iyi ki doğmuşsun...Arkadaşlığımızın hiç bozulmaması dileğiyle, sana başta bol alışverişli, sağlıklı, huzurlu sonra mutlu (klişeye bağladım), upuzuuuun bir ömür diliyorum bebişim :)
30 Kasım 2009 Pazartesi
pıııfff
canım sıkılıyo
boğazım ağrıyo sabahtan beri 56985 tane pastil attım ama bana mısın demedi
sonra tatil modundan çıkamadım pijamalarımla yapışık geziyoz hem nasıl yarın en sabahtan derse gider bu birey he?
bayram falan derken börekti, tatlıydı ipin ucunu da kaçırdım, daha demin buzluktan kendi ellerim kapadığım mantılardan pişirdim afiyetlen iki tabak yedim (porsiyonlar küçük ondan iki tabak)
ay resmen nefret ettim kendimden ya şu hafta bi bok yaptığım yok afedersiniz. depresyona girdim galba böhüy.
boğazım ağrıyo sabahtan beri 56985 tane pastil attım ama bana mısın demedi
sonra tatil modundan çıkamadım pijamalarımla yapışık geziyoz hem nasıl yarın en sabahtan derse gider bu birey he?
bayram falan derken börekti, tatlıydı ipin ucunu da kaçırdım, daha demin buzluktan kendi ellerim kapadığım mantılardan pişirdim afiyetlen iki tabak yedim (porsiyonlar küçük ondan iki tabak)
ay resmen nefret ettim kendimden ya şu hafta bi bok yaptığım yok afedersiniz. depresyona girdim galba böhüy.
28 Kasım 2009 Cumartesi
Flashforward
Efem tek sezonluk izlediğim dizilere bi yenisi daha eklendi dün. Flashforward. Fantastik, ürkütücü -özellikle 3.bölümü baya etkiledi beni- sürükleyici bizi dizi. Kadroda ordan burdan bi sürü tanıdık gözünüze ilişcek. Lost'un Penny'si, Coupling'ten Steve hmm aslında daha çok sanıyodum ben ama neyse. Şimdilik 9 bölüm yayınlandı, 10. bölüm 3 aralıktaymış. Dün bi oturuşta 4 bölüm izledikten sonra, yavaştan izlemeye başladım artık. Güzel dizi izleyin, izlettirin derim.
26 Kasım 2009 Perşembe
.c
sanki yazmayalı aylar geçmiş gibi geldi bana ama 2 hafta falan olmuş. şu iki hafta o kadar uzun ve o kadar güzel geçti ki :) hmm neler oldu peki dersem
iki haftanın birisinde nete giremedim hiç. laptopımı aldılar yenisini alcaz dediler onu da almadılar daha sonra geri verdiler napmaya çalışıyolar anlamadım (babamla abimden bahsediyorum).
vizeler vardı bi ara, gerçi vize haftası şeklinden uzak bi vize haftası oldu. 4 vizem vardı 3ü berbat geçti. öbürü moralimi düzeltti :)
metrobüse zam geldi ta tamm. aylık akbillere zam gelmedi 160 basım oldu ta tamm.
new moon vizyona girdi. izledim beğenmedim. kitap daha güzeldi yea diyorum herkesler gibi.
ytü ye giriş çıkışlar dıtlatıp geçmeli oldu. ben hala benim kimlik kayıp da şey ehm diyip geçiyorum.
erasmus var bi de. 6 aralıkta sınav. unutmamalı.ingiliççe kitap okuyun dediler. the bourne identity i okumaya başlıcam birazdan. filmlerini izlemedim bu arada. bi kaç tane vardı diye hatırlıyorum yamuluyo olabilirim.
izmite gittik. mervenin doğum günüsünü kutlamaya. unutamayacağım zamanlar geçirdim ;)
benden bu kadar sanırım.
ps: aşık oldum ben ya.
iki haftanın birisinde nete giremedim hiç. laptopımı aldılar yenisini alcaz dediler onu da almadılar daha sonra geri verdiler napmaya çalışıyolar anlamadım (babamla abimden bahsediyorum).
vizeler vardı bi ara, gerçi vize haftası şeklinden uzak bi vize haftası oldu. 4 vizem vardı 3ü berbat geçti. öbürü moralimi düzeltti :)
metrobüse zam geldi ta tamm. aylık akbillere zam gelmedi 160 basım oldu ta tamm.
new moon vizyona girdi. izledim beğenmedim. kitap daha güzeldi yea diyorum herkesler gibi.
ytü ye giriş çıkışlar dıtlatıp geçmeli oldu. ben hala benim kimlik kayıp da şey ehm diyip geçiyorum.
erasmus var bi de. 6 aralıkta sınav. unutmamalı.ingiliççe kitap okuyun dediler. the bourne identity i okumaya başlıcam birazdan. filmlerini izlemedim bu arada. bi kaç tane vardı diye hatırlıyorum yamuluyo olabilirim.
izmite gittik. mervenin doğum günüsünü kutlamaya. unutamayacağım zamanlar geçirdim ;)
benden bu kadar sanırım.
ps: aşık oldum ben ya.
8 Kasım 2009 Pazar
oui
Yine Can bana süper bi film önermiş :) "Ne le Dis a Personne"
Öncelikle müziklerine hasta oldum evet evet! Şu an araştırmaktayım albümü :)
Hatta size en güzelinden dinletiyim buyrun:
Nasıl harika di mi? (yazar burada kendi kendisiyle konuşurmuşcasına yazıyor ve sorular soruyor)
Ehmm şey müzikten bahsettik böyle bi de sonu acıklıydı biliyor musunuz, pek duygulandım ben. Ama yine orda çalan müzikle de alakalı. Geri kalan kısmısını ben anlatamıycem, yapamıyorum bi başlarsam sanki tüm film anlatıcakmış gibi hissediyorum. Bunun bi taktiği olmalı kesin herkes biliyor bi ben bilmiyorum.
Siz burdan bakıverin:
http://www.imdb.com/title/tt0362225/
Öncelikle müziklerine hasta oldum evet evet! Şu an araştırmaktayım albümü :)
Hatta size en güzelinden dinletiyim buyrun:
Nasıl harika di mi? (yazar burada kendi kendisiyle konuşurmuşcasına yazıyor ve sorular soruyor)
Ehmm şey müzikten bahsettik böyle bi de sonu acıklıydı biliyor musunuz, pek duygulandım ben. Ama yine orda çalan müzikle de alakalı. Geri kalan kısmısını ben anlatamıycem, yapamıyorum bi başlarsam sanki tüm film anlatıcakmış gibi hissediyorum. Bunun bi taktiği olmalı kesin herkes biliyor bi ben bilmiyorum.
Siz burdan bakıverin:
http://www.imdb.com/title/tt0362225/
7 Kasım 2009 Cumartesi
itiraf ediyorum
dün gece tam 45869586 kere blogun temasını değiştirdim. pandalı yaptım olmadı, çiçekli yaptım olmadı, bebekli yaptım olmadı hiçbiri olmadı :/ yazılar kaydı sağa sola falan böyle geniş bi iğrenç durdu hepsi. sonra kırmızı beyaz yaptım bi tane. o da nesi bi an kendimi pclion blogunda hissettim :D dedim oya kendine gel ne bu özentilik. sonra şu anki çocuksu temada karar kılmak zorunda kaldım. bundan önce en çok kullandığım kahverengili pek güzeldi kullanışlıydı aslında ama o da bozuldu bişeyler oldu falan. öyle yani kafayı yedim sinirlerim bozuldu gece gece baya 569506 saat tema seçmekten. abarttım sanki. ama içim açılıyor o zaman insanın bişeyler yazası geliyor öpüp koklayası pamuklara sarası geliyor blogunu.
4 Kasım 2009 Çarşamba
ölüyom vol.2
develer tellal iken pireler berber iken havalar günlük güneşlik teee çorapsız babetler giyer iken ben, şifayı kapmıştım ya hani, şimdi yine kaptım şifayı. hem de bile bile.çünküüü TERLİ TERLİ SU İÇİLMEZ.evet. içtim. pazar günkü ekstra soğukta 2 saat falan kavaklıda dıdıdıdıdılayıp, sonrasında ani bi kararla kendimi buz pistlerinde bulunca bi terle bi üşü felan..(ama çok güzeldi orasını karıştırmayalım :)şimdi boğazağrısı, düşmekte olan 310 küsür kelvin derece ateşim ve yanımda kalpleri yumuşatan çilekli milka çikolatamla endorfin dopalıyorum sevgili blogum. oysa ben bu hallere düşmeseydim yarın tüyapa gideceğdik. ama iptal etti canım arkadaşlarım iyicene hasta olup başlarına kalmıyım diye..
sabahın köründe uyanmış olmama rağmen ve şu an hasta olmama rağmen (off çok hastayım böhühüü) hala faltaşı gibi gözlerim anlamadım gitti. nası uyucam ben ya benim dinlenmem lazımmmmm çok hastayım diyom ölüyom domuz gribi miyim lan ben.
geçerken bi uğrayım dedim. hadin iyi geceler!
he bi de yukardaki hemşire bağyan kim bilmiyorum ben gugıla hemşire yazınca o çıktı. pek de çirkinmiş aslında güzelinden koymak istiyorum de üşeniyorum. e hastayım ben. pasta da isterim hem :C
30 Ekim 2009 Cuma
bir tek pasom olsun bana bir şey olmaz!
allahım pasosuz hayat ne biçim bi hayattır öyle. şu bi hafta resmen girdi bana akbil parası. 1.50 lira aktarmalısı da 75 kr. ne lan bu para mı dayanır buna...çok şükür bugün çıkarttım 20 lira bayılıp, yükledim aylığı da. oh tutmayın beni artık. gerçi havalarda buz gibi. çok ani oldu biraz daha sonbahar falan takılsaydık iyi olcekti ama napalım giyiniriz sıkı sıkı.
hafta sonu tüyapa gitcem diyenler dikkat edin kendinize valla bakırköy taraflar böyleyse orda kesin kar, fırtına, hortum, tsunami vs. vardır. koruyun kollayın kıçınızı hasta olup bana da bulaştırmayın :) zar zor direniyorum çünkü grip olmamak için..:)
ha bi de gidin eczaneden protex alın okulda, işte onla yıkayın ellerinizi, yıkamayanları uyarın. öyle ekmeklere de dokunmayın, tokalaşmayın, tüm sevgililer ayrılsın bi de. ne gereği var yani şimdi öpüş öpüş ortalarda mazallah birbirinizi hasta yaparsınız sonra. (birbirini hasta yapmak?)
tşk.öpt.kib.bye.
hafta sonu tüyapa gitcem diyenler dikkat edin kendinize valla bakırköy taraflar böyleyse orda kesin kar, fırtına, hortum, tsunami vs. vardır. koruyun kollayın kıçınızı hasta olup bana da bulaştırmayın :) zar zor direniyorum çünkü grip olmamak için..:)
ha bi de gidin eczaneden protex alın okulda, işte onla yıkayın ellerinizi, yıkamayanları uyarın. öyle ekmeklere de dokunmayın, tokalaşmayın, tüm sevgililer ayrılsın bi de. ne gereği var yani şimdi öpüş öpüş ortalarda mazallah birbirinizi hasta yaparsınız sonra. (birbirini hasta yapmak?)
tşk.öpt.kib.bye.
29 Ekim 2009 Perşembe
27 Ekim 2009 Salı
üç nokta
diyebiliyorsan de bana, dehşetim, ruhum,
yakışıksız, garip bir eylemde bulunduk mu?
sen "meleğim!" dedikçe korkudan titriyorum,
yine de dudaklarım gidiyor sana doğru.
yakışıksız, garip bir eylemde bulunduk mu?
sen "meleğim!" dedikçe korkudan titriyorum,
yine de dudaklarım gidiyor sana doğru.
bu dünyada herkesin bir tek sahibi vardır!"
çocuk birden acıyla haykırdı: -"duyuyorum,
şu an tüm varlığımda, benliğimde derin bir
uçurum açılıyor; kalbimdir bu uçurum!
çocuk birden acıyla haykırdı: -"duyuyorum,
şu an tüm varlığımda, benliğimde derin bir
uçurum açılıyor; kalbimdir bu uçurum!
Etiketler:
charles baudelaire,
lanetlenmiş kadınlar,
şiir
26 Ekim 2009 Pazartesi
ders çalışcam dedi. "kahve yapıyım mı sana :)" dedim cevap bile vermedi..
neyse ben de karamelli cafe crownımı yaptım kendime kocaman kupamda oh sıcak sıcak içiyorum bi yandan da GIAA fragile dinliyorum..hatta öyle ki birazdan bilgisayarımı kapatıp ders bile çalışabilirim..yarın sabahki derse gidesim yok hiç. en anlaşılır dilde anlatan ve anladığım tek dersi kaçırmak istemiyorum aslında ama..(kamu ekonomisi oluyo) sanırım ben okula gitmek istemiyorum artık. birisiyle çok dalga geçtim ondan olabilir. nasıl yani sen şimdi okulunu mu değiştirceksin, alışamadın mı aa öyle şey mi olurmuş? tabi ki severek gidiyorum ben. al işte büyük konuşma oya..tabii yarın bi sürü işimin, 7ye kadar dersimin olması da bunda çok önemli bi etken. zaten salı günleri bi işkence anlatamam. üst üste iki derse girmek ve 3.derste pilin bitmesi haftalardır şu son derse girememek..hepsi senin yüzünden mikro! valla boşu boşuna yoklama fln uğraşıyorum eminim kalıcam ben mikrodan..ismi bile korkunç. mikro. bi de çalınan cüzdandan geriye kalan tek kartımın ytü ekonomi kulübü kartım olması nedeniyleen yarın öğrenci kimliğim için öğrenci işlerinde koşturcam bakalım. neler lazım hala bulamadım doğru düzgün..ararsın öğrenci işlerini bıdı bıdı siteden bakın yazıyo orda der. bi b.k yok kardeşim orda ya..en azından artık bi nüfus cüzdanım var (elimde tutanakla gezmicem artık) ona şükür, bugün hallettim. çabuk oldu şaşırdım doğrusu.geriye paso fln kaldı asıl önemlisi. babamın 60 yaş üstü sosyal kartıyla idare etcem bi süre sanırım. yani çakmıyolar ama geçenlerde akbilim basmadı bişey oldu şoför bey bastı benim yerime ah ne iyi şoför fln demiştim. yine böyle bişey olabiler. olmasın aman bi de ona dert anlatmaktan üşeniyorum. şimdi her sabah okula girişte ya benim cüzdan çalın.. vs vs diye anlatmaktan anam ağlıcak biliyorum ben. bu arada kim dedi bana pearl jam in yeni albümünü beğenmedim diye? her kim dediyse ben de ısınamadım...çileklerimi topliyim en iyisi ben..
neyse ben de karamelli cafe crownımı yaptım kendime kocaman kupamda oh sıcak sıcak içiyorum bi yandan da GIAA fragile dinliyorum..hatta öyle ki birazdan bilgisayarımı kapatıp ders bile çalışabilirim..yarın sabahki derse gidesim yok hiç. en anlaşılır dilde anlatan ve anladığım tek dersi kaçırmak istemiyorum aslında ama..(kamu ekonomisi oluyo) sanırım ben okula gitmek istemiyorum artık. birisiyle çok dalga geçtim ondan olabilir. nasıl yani sen şimdi okulunu mu değiştirceksin, alışamadın mı aa öyle şey mi olurmuş? tabi ki severek gidiyorum ben. al işte büyük konuşma oya..tabii yarın bi sürü işimin, 7ye kadar dersimin olması da bunda çok önemli bi etken. zaten salı günleri bi işkence anlatamam. üst üste iki derse girmek ve 3.derste pilin bitmesi haftalardır şu son derse girememek..hepsi senin yüzünden mikro! valla boşu boşuna yoklama fln uğraşıyorum eminim kalıcam ben mikrodan..ismi bile korkunç. mikro. bi de çalınan cüzdandan geriye kalan tek kartımın ytü ekonomi kulübü kartım olması nedeniyleen yarın öğrenci kimliğim için öğrenci işlerinde koşturcam bakalım. neler lazım hala bulamadım doğru düzgün..ararsın öğrenci işlerini bıdı bıdı siteden bakın yazıyo orda der. bi b.k yok kardeşim orda ya..en azından artık bi nüfus cüzdanım var (elimde tutanakla gezmicem artık) ona şükür, bugün hallettim. çabuk oldu şaşırdım doğrusu.geriye paso fln kaldı asıl önemlisi. babamın 60 yaş üstü sosyal kartıyla idare etcem bi süre sanırım. yani çakmıyolar ama geçenlerde akbilim basmadı bişey oldu şoför bey bastı benim yerime ah ne iyi şoför fln demiştim. yine böyle bişey olabiler. olmasın aman bi de ona dert anlatmaktan üşeniyorum. şimdi her sabah okula girişte ya benim cüzdan çalın.. vs vs diye anlatmaktan anam ağlıcak biliyorum ben. bu arada kim dedi bana pearl jam in yeni albümünü beğenmedim diye? her kim dediyse ben de ısınamadım...çileklerimi topliyim en iyisi ben..
21 Ekim 2009 Çarşamba
The Women of Mad Men
Bu aralar Mad Men izliyorum bildiğiniz gibi :) ilk sezonun sonlarındayım herhalde bugün yarın biter. Sevgili Esenciğimin Aşk-ı Memnu stiline özenerekten ben de Mad Men Style yapayım dedim :)
Kızıl güzeli Joan (Christina Hendricks) başlarda her ne kadar kendisi hakkında yok canım güzel falan değil diye atıp tutsam da sonradan bi pişmanlık oldu hakkını vermek lazım hatunun :)), salak sekreter Peggy (Elisabeth Moss), barbie bebek Betty Draper (January Jones) ve diğer şirkette çalışan hatunların kıyafetlerine bakalım dedim.
İşte, 1960'larda nasılmış saçlar, makyajlar, kıyafetler :)
Kızıl güzeli Joan (Christina Hendricks) başlarda her ne kadar kendisi hakkında yok canım güzel falan değil diye atıp tutsam da sonradan bi pişmanlık oldu hakkını vermek lazım hatunun :)), salak sekreter Peggy (Elisabeth Moss), barbie bebek Betty Draper (January Jones) ve diğer şirkette çalışan hatunların kıyafetlerine bakalım dedim.
İşte, 1960'larda nasılmış saçlar, makyajlar, kıyafetler :)
Bu fotoğrafa bittim! Ah Don Draper ah :P
19 Ekim 2009 Pazartesi
muciko :)
sevgili hasan ben bu satırları yazarken öte yandan da tarlamı düşünüyorum acaba patlıcanlarım oldu mu diye. hem hiç aklımdan çıkmıyo ki. neyse bugün yine güzeeeel bi gün geçirdik hep beraber her ne kadar gıcıklığım üstümde olsa da bunun tek sebebi belki senin şu dede işi gözlüklerindir! tamam anladık eski püskü :P şeylere bayılıyosun ok şu 1920lerden kalma dediğin minnağğcık camları olan güneş gözlüğün sana ayrı bi hava tarz fln katıyo ama lütfeeeeeen takma şu numaralı gözlüklerini! oya de gel de gidelim bi gözlükçüye bana gözlük alalım de, doğru düzgün ssk dan alalım gözlüğü bak üstüne de para verir istediğimiz camı yaptırırız haa organik fln ne dersin? aha sana bikaç model buldum özellikle son model favoritim sende harika durcak ^^
17 Ekim 2009 Cumartesi
benim de tarlam var!
eveeeet ben de bulaştım şu farmville e sonunda :) ne kadar yok oynamıcam etmicem desem de bugün abimin bile sen oynuyon mu demesiyle gaza gelip sürmeye başladım tarlamı..coinsizlik mi dersiniz şu çitleri koyarken iki saat la bu nasıl sağa sola döncek mi dersiniz baya uğraştım :P azimle çalışıp level 6 ya ulaştım şu an. milletin çer çöpünü toplayıp kargaları kovalamak da cabası fakirliğin gözü kör olsun! neyse efenim hasan a dedim tarlam senindir bak istediğin gibi saolsun o çok seviyo zaten farmville i sürekli tam iktsatçı oyunu diyip duruyo bi de :D o bakcak artık..bakcan di meeğ kaytarmak yok ona göre :p muciko.
Tv'den
Bu aralar tv'de güzel filmler var. Özellikle Cnbc-e nin Ekim ayı programındaki filmleri izlenmesi gereken filmlerden. Pan'ın Labirenti , Schindler'in Listesi - sanırım geç kaldım yazmaktan geçen hafta gösterilmiş, ama cnbc-e çok sever bu filmi 3 ayda bi yayınlarlar. :) Hotel Rwanda merak ediyorum bunu da unutmazsam izlicem. Öte yandan geçen reklamlarda gördüm Kanal D Mavi Gözlü Dev'i gösterecekmiş. Şimdilik benden bu kadar zaten çok televizyon izleyemiyorum bu aralar malum okula git gel yollarda perişan oluyorum akşam eve gelince de anca yemekti netti derken uykum geliyo erkenden uyuyorum :)
Imdb Puanı: 8.3 Top 250'de 109. sırada
26 Ekim saat 22.00 da cnbc-e de.
Imdb Puanı: 8.4 Top 250'de 71.sırada
19 Ekim 22.00 da cnbc-e de.
Imdb Puanı: 6.7
20 Ekim saat 22.30 da Kanal D'de.
Imdb Puanı: 8.3 Top 250'de 109. sırada
26 Ekim saat 22.00 da cnbc-e de.
Imdb Puanı: 8.4 Top 250'de 71.sırada
19 Ekim 22.00 da cnbc-e de.
Imdb Puanı: 6.7
20 Ekim saat 22.30 da Kanal D'de.
14 Ekim 2009 Çarşamba
küçük suratıma :)
dostluk
biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.
gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.
namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.
o gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın
biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.
gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.
namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.
o gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın
11 Ekim 2009 Pazar
Dinlemek için..
Tim Buckley-Song To The Siren
on the floating, shapeless oceans
i did all my best to smile
til your singing eyes and fingers
drew me loving into your eyes.
"sail to me, sail to me;
let me enfold you."
here i am, here i am waiting to hold you.
did i dream you dreamed about me?
were you here when i was full sail?
now my foolish boat is leaning, broken love lost on your rocks.
"touch me not, touch me not, oh come back tomorrow."
oh my heart, oh my heart shies from the sorrow.
i'm as puzzled as a newborn child.
i'm as riddled as the tide.
should i stand amid the breakers?
or shall i lie with death my bride?
"swim to me, swim to me, let me enfold you."
"here i am. here i am, waiting to hold you."
i did all my best to smile
til your singing eyes and fingers
drew me loving into your eyes.
"sail to me, sail to me;
let me enfold you."
here i am, here i am waiting to hold you.
did i dream you dreamed about me?
were you here when i was full sail?
now my foolish boat is leaning, broken love lost on your rocks.
"touch me not, touch me not, oh come back tomorrow."
oh my heart, oh my heart shies from the sorrow.
i'm as puzzled as a newborn child.
i'm as riddled as the tide.
should i stand amid the breakers?
or shall i lie with death my bride?
"swim to me, swim to me, let me enfold you."
"here i am. here i am, waiting to hold you."
şemsiye
tozlu bir şemsiye durur
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla
anımsar mısın bilmem
yağmurun bardaktan
boşanırcasına yağdığı o günü
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
dudaklarımla hesaplamıştım
yüz ölçümünü
nicedir sokağa çıkarmıyorum
şemsiyeyi
korkuyorum çünkü
kapısı açık kafesinden
uçan bir kanarya gibi
beni ikinci kez terk etmenden
yanıt alamayacağımı bilsem bile
yanına gidip
sorarım hergün şemsiyeye
altında elele
tozlu bir şemsiye durur
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla
anımsar mısın bilmem
yağmurun bardaktan
boşanırcasına yağdığı o günü
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
dudaklarımla hesaplamıştım
yüz ölçümünü
nicedir sokağa çıkarmıyorum
şemsiyeyi
korkuyorum çünkü
kapısı açık kafesinden
uçan bir kanarya gibi
beni ikinci kez terk etmenden
yanıt alamayacağımı bilsem bile
yanına gidip
sorarım hergün şemsiyeye
altında elele
nasıl görünürdük diye
10 Ekim 2009 Cumartesi
kendimi kontrol edemiyorummmm
The Body Shop!!! Kendimi kaybediyorum burda ben ya...O renkler, kokular...Bi kaç aydır vücut spreyi, losyon, duş jelleri ve belli makyaj ürünlerinde devam eden 2 AL 1 ÖDE kampanyası acayip iyi geldi bana :) Gerek kendim, gerekse arkadaşlara ufak tefek hediye olarak baya bi'şeyler aldım diyebilirim. Şimdi de body butter ve scrub larda 2 al 1 öde var imiş. hemen koşmalı en yakın body shopa ;) ayrıca yıllar önce kullandığım Oceanus isimli parfümünü şiddetle tavsiye ediyorum :) İstiklalde vardı Oceanus onun dışında başka bi yerde göremedim ben. Biraz kendini şımartmanın bence hiç zararı yok diyorum :) Hem kredi kartına 3 taksit yapıyorlar :) Baksanıza şunlara yaa uff hepsinden alası geliyor insanın delireceğüm!
ben büyüyünce katie holmes olcam anne!
bayılıyorum yea şu hatuna. evliliği, kızı, duruşu, saçları, kıyafetleri çokçokçok doğal geliyor her şeyi bana. özellikle şu kızı suri'yle beraber görüntüleri..suri cruise dan zaten ayrı bi topik çıkar. gazetelerde falan da çıktı geçen minik topuklu ayakkabıları, kolunda çantasıyla :) her daim ojeli geziyor kızımız. vallhi diyorum benim küçüklüğüm :)) oje konusunda çok şanslıydım da ruj konusunda pek bahtsızdım. annem pek yapmazdı makyaj özel günler dşında. ben d halamın rujunu çalar onu sürerdim. kıpkırmızı böyle. ne zaman görsem karıştırırdım çantasını. hatta şöyle bi anım da var bi gün hem kendime sürmüşüm kıpkırmızı rujdan hem de halama..ama sürüşü görseniz dudaklar haricinde her yer imiş halam fark etmemiş ya da unutmuş sürdüğümü ne olduysa. halam anlatır o halde halam ve ben dışarı çıkıp turlamışız çarşıyı pazarı :)) ben güzel yazamadım şimdi buraya hani başkası bi fıkra anlatır sen onu başka bi kişiye anlatamazsın ya aynen öyle oldum yea :/
neysee gelelim katieciğime. biz onu dawson s creek ten tanıdık tabi. sonra dergilerden posterlerini toplardık fln hey gidi günler :p şimdi görüyorum da böyle anneli çok yaramış daha da güzelleşmiş, olgunlaşmış. bi de o uzun saçlardan kurtuldu ya çok iyi etti he. afferim katie.
elle deki saçlarına bitmiş durumdayım bu aralar. esenciğimin blogunda gördükten sonra..
mutluluk :) darısı başımaa ehi ehi
burdaki ana-kız aynı saç modellerine kayranım :)
neysee gelelim katieciğime. biz onu dawson s creek ten tanıdık tabi. sonra dergilerden posterlerini toplardık fln hey gidi günler :p şimdi görüyorum da böyle anneli çok yaramış daha da güzelleşmiş, olgunlaşmış. bi de o uzun saçlardan kurtuldu ya çok iyi etti he. afferim katie.
elle deki saçlarına bitmiş durumdayım bu aralar. esenciğimin blogunda gördükten sonra..
mutluluk :) darısı başımaa ehi ehi
burdaki ana-kız aynı saç modellerine kayranım :)
Etiketler:
katie holmes,
katie holmes saç modeli,
surie cruise,
tom cruise
kış geliyor!! ;)
evet efenim kış geliyor gardıraoplarımız iç giyim olsun, palto, kazak, çizme olsun yeni cicilerle dolmaya başladı :) tabii gözümüze kestirdiğimiz pahada ağır cicileri de şu ilk indirimlerde kapabilme heyecanıyla bekliyoruz :) özellikle "oysho" indirimini dört gözle bekliyorum. almam gereken çok şey var. özellikle bi pijama takımı kesin kesin alcam oysho dan. biraz sitesine baktım fekat pek fazla model koymamışlar. gerçi pijamalarda bi kaç sezondur nerdeyse aynı modeller var gibi ama olsun :) iç giyim dışında home wear tarzında kıyafetleri de pek güzel oysho nun. onlardan göstertiyim biraz. buyrunnnn
A-FERIN
A-ferin. annemin favori ilacıdır biz hapşurmaya, burnumuz akmaya başladığında. valla geçen haftalarda oldu baya üşütmüşüm biraz sümükler, boğaz ağrısı, hasta triplerine girmiştim annem dayadı yine aferini. iç bakiyim diye. yıllardır içtiğim şu ilacın meğer ne etkileri varmış amanın yani. bi kere ben böyle tam hazırlanmışım banyomu yapmışım, temiz çarşaflar, uykusu kokusu var resmen odamda içtim ilacı ki bekliyorum uykum gelcek mayışcam mışıl mışıl uyucam diye. anam bi duydum bildiğin doping şeyiymiş. sonra ver elini sözlük dedim. ağzım açık kaldı resmen.birincisi reçetesiz satılmıyomuş artık.bıkmışlar hapçılardan. adamlar 3-5 tane atıp kafa oluyolarmış.içindeki madde ne hatırlamıyorm şimdi bakamıycam da yok damardan sulandırp verince uyuşturcu etkisi yapıyormuş. baktım bu arada "kodein"miş. neyse bende bunu öğrenince bi arkadaşı kekledim baya. olm baksana iyi hissetmiyorum ben fln diye ;) öyle bi ilaçmış bu a-ferin yani. he bi yararını gördüm mü bunca yıldır görmedim. resmen anne rızası için içiyodum.bi kaç gün sonra zaten şaşırtıcı bi şekilde iyileştim ve çok sevindim. yine alerjik-bronşit gibi bişey bekliyodum aslında.
hahaha bi de görsel koyim dedim de ne buldum :D ay lav yu bobiler :D
hahaha bi de görsel koyim dedim de ne buldum :D ay lav yu bobiler :D
CANDY (2006)



bi film izledim. belki klişe kimilerine göre. uyuşturcu bağımlısı aynı zamanda birbirlerine çok aşık genç çift. ne bileyim çok etkilendim. bi de heath ledger olunca başrolde :/ neyse tavsiye ediyorum trainspotting, requeim for a dream sevenler bunu da kaçırmasın. müzikleri ayrıca güzel. he bi de napmıyormuşuz film bitince yazılar akarkene credits dyiolar-mış o kısma hemen kapatmıyoruz.
candy nin dan e yazdığı şiir bu da. aradım buldum.
"Once upon a time, there was Candy and Dan. Things were very hot that year. All the wax was melting in the trees. He would climb balconies, climb everywhere, do anything for her, oh Danny boy. Thousands of birds, the tiniest birds, adorned her hair. Everything was gold. One night the bed caught fire. He was handsome and a very good criminal. We lived on sunlight and chocolate bars. It was the afternoon of extravagant delight. Danny the daredevil. Candy went missing. The days last rays of sunshine cruise like sharks. I want to try it your way this time. You came into my life really fast and I liked it. We squelched in the mud of our joy. I was wet-thighed with surrender. Then there was a gap in things and the whole earth tilted. This is the business. This, is what we're after. With you inside me comes the hatch of death. And perhaps I'll simply never sleep again. The monster in the pool. We are a proper family now with cats and chickens and runner beans. Everywhere I looked. And sometimes I hate you. Friday -- I didn't mean that, mother of the blueness. Angel of the storm. Remember me in my opaqueness. You pointed at the sky, that one called Sirius or dog star, but on here on earth. Fly away sun. Ha ha fuck ha you are so funny Dan. A vase of flowers by the bed. My bare blue knees at dawn. These ruffled sheets and you are gone and I am going too. I broke your head on the back of the bed but the baby he died in the morning. I gave him a name. His name was thomas. Poor little god. His heart pounds like a voodoo drum."
Etiketler:
abbie cornish,
candy,
drama,
film,
heath ledger,
romance
içimden
adam be seninle başım dertte haberin yok..günlerdir içim içimi yiyor, h.sonu görüşmesek mi, düşünsem mi, çocukça triplere giriyorum ya da işim var diyim diyorum..bi garibim. nasıl sen beni aramazken deli olurdum ya. şimdi de bişey var içimde sanki olmucak bu iş gibi. belki sen de hala öyle düşünüyosun, sadece ben üzülmiyim diye dedin onları..bilmiyorumm..korkuyorum ama üzülmekten değil başka şeyler var..insanlardan korkuyorum..tepkilerinden...
ister istemez ileriye dönük planlar yapıyorum senle..tabii bu planların mahvolma olasılığını da katıyorum hesaba sen merak etme..ucunda pişman olmak da var..ya da mutluluk..artılar dedik eksiler dedik..bilmiyorum hiç. çok zor olcak o kadar çok şey var ki beni korkutan..
ister istemez ileriye dönük planlar yapıyorum senle..tabii bu planların mahvolma olasılığını da katıyorum hesaba sen merak etme..ucunda pişman olmak da var..ya da mutluluk..artılar dedik eksiler dedik..bilmiyorum hiç. çok zor olcak o kadar çok şey var ki beni korkutan..
28 Ağustos 2009 Cuma
Zzz..
uyumak. tüm zamanımı uyuyarak geçiriyorum 10 gündür nerdeyse. ve hayatımdan çalıyorum çok güzel saatleri (lord henry çok etkiledin beni çook) belki de ama napayim yani.
şu an beni heyecanlandıran, görmeyince delirdiğim, yanımdayken bile özlediğim, yanımda olan birisi yok-e tabii uyumaktan etrafıma bakamıyorum ki- ama çok mutluyum ehi. başta hasan olmak üzere kıymet, merve, esen ve belkıs benim hayat meleklerim. he bi de mike patton var o ayrı. bi geliyor bi gidiyor :P sizi çok seviyorum, gözüme bi şey kaçtı lan sanki.
şu an beni heyecanlandıran, görmeyince delirdiğim, yanımdayken bile özlediğim, yanımda olan birisi yok-e tabii uyumaktan etrafıma bakamıyorum ki- ama çok mutluyum ehi. başta hasan olmak üzere kıymet, merve, esen ve belkıs benim hayat meleklerim. he bi de mike patton var o ayrı. bi geliyor bi gidiyor :P sizi çok seviyorum, gözüme bi şey kaçtı lan sanki.
27 Ağustos 2009 Perşembe
The Picture of Dorian Gray, Oscar Wilde
Dün başladım okumaya. Klasik okumak zor gelir bana ama kesinlikle diğer klasikler gibi değil. Hiç bitmesin istiyorum, sindire sindire okuyorum Dorian Gray'in Portresi'ni. Okurken biraz not almaya çalıştım. Şimdiye kadarkileri yazıyorum, devamını da ekleyeceğim.
"İnsanın gençliğini yeniden kazanabilmesi için çılgınlıklarını yinelemesi gerekir."
"Erkek yorgun düştüğü için evlenir, kadın merak duyduğu için. İkisi de hayal kırıklığına uğrarlar."
"Grande passion yaşamak, yapacak hiçbir şeyi olmayanların ayrıcalığıdır."
"İnsan aşık olduğu zaman hep kendi kendini aldatmakla işe başlar, başkalarını aldatmakla sona erdirir. Dünyamızın romantizm dediği işte budur..."
"Kişi her ne zaman budalaca bir şey yaparsa mutlaka en yüce amaçlar içindir."
"İyi insan olmak demek insanın kendi kendisiyle uyum içinde olması demektir. Uyumsuzluk da insanın başkalarıyla uyum içinde olmaya zorlanması demektir. Kişinin kendi yaşamı: Önemli olan budur. Komşularımızın yaşamlarına gelince; insan tutucu ya da püriten olmak isterse bunlara ilişkin ahlaksal görüşlerini ilan edebilir, ama aslında bunlar bizi hiç ilgilendirmez. Zaten bireyselliğin güttüğü amaç daha yücedir. Çağdaş ahlak çağın ölçüsünü benimsemekten ibarettir. Bence herhanhi bir kültürlü kişinin yaşadığı çağın ölçüsünü benimsemesi en kabasından bir ahlaksızlıktır."
"Sigara kusursuz keyfin kusursuz bir örneğidir."
"Ayrıntılar her zaman avam işidir."
"İnsanın pişmanlık duymadığı tek şey yaptığı yanlışlıklardır."
"Mağara adamı gülmeyi bilseydi tarih bambaşka bir yol alırdı."
"Çağımıza güç veren ilkeler değil, kişiliklerdir."
"Ceza görmekte kişiyi aklayan bir şey vardır. insan adaletli bir tanrı'ya ettiği dua 'günahlarımı affet' değil 'günahlarımız için bizi cezalandır' olmalıydı."
"Doğallık da gösterişlidir, hem de gördüklerimin en cazibelisi."
"Bir keresinde ölmeyecek bir aşk için sanatsal bir yas tutma yöntemi olarak bütün mevsim boyunca yakamda hep menekşe taşımıştım. Ne varki sonunda aşk öldü. Onu neyin öldürdüğünü şimdi hatırlamıyorum. Sanırım kızın "bütün dünyayı senin için feda ederim" demesi yüzündendi.bu sözün söylendiği "an" her zaman korkunç bir andır..İnsan yüreğine ebediyet korkusu salar..
Neyse inanır mısın bir hafta önce lady hapshire'lardaki yemekte kendimi sözkonusu kadının yanında buldum. Kadın her şeyi yeniden yaşamakta, geçmişi eşeleyip geleceği didik didik etmekte ısrar etti.. Ben yaşadığım bu aşkı zambak yatağına gömmüştüm. Kadın bunu yeniden çekti çıkardı, hayatını mahvettiğime yeminler etti. Şunu söylemek zorundayım ki....Tabağındakileri silip süpürmüştü, bu yüzden hiç kaygılanmadım.. Aman ne çiğlikti bu yaptığı.. Geçmişin tek çekiciliği artık geçmiş olmasıdır.. Ama kadınlar perdenin ne zaman kapandığını asla bilmezler.. Her zaman altıncı perde olmasını isterler, oyunun hiçbir ilginçliği kalmadığı anda oyunu sürdürmeyi önerirler. İstedikleri yapılsa, her komedi trajik bir sonla biterdi ve her trajedide bir farsa dönüşürdü. "
" Günümüz hayatını çekici ve derin yapan tek şey gizliliktir. saklarsan en bayağı şey bile çekici hale gelir"
"Bilge olamayacak kadar çok okuyan, güzel olamayacak kadar çok düşünen insanların çağında yaşıyoruz."
@2507984 [k] verdiğiniz oy kaydedildi (yanlış oldu ters oldu) "Bir keresinde ölmeyecek bir aşk için sanatsal bir yas tutma yöntemi olarak bütün mevsim boyunca yakamda hep menekşe taşımıştım.ne varki sonunda aşk öldü. Onu neyin öldürdüğünü şimdi hatırlamıyorum. Sanırım kızın "bütün dünyayı senin için feda ederim" demesi yüzündendi. Bu sözün söylendiği "an" her zaman korkunç"Güzellik, gerçek güzellik düşüncenin belirdiği yerde sona erer. Zeka, aslında aşırılıktır. Yüzeydeki güzellik uyumunu bozar. Kişi düşünmeye koyulmasın, sırf burun, sırf alın ya da gudubet bir şey haline gelir. Okumuşlar arasında başarıya ulaşanlara bir bak, be korkunç yaratıklardır onlar. Kilise adamlarını onlardan ayrı tutmak gerekir. Kilise adamları düşünmezler çünkü. Seksen yaşında bir piskopos, kendine onsekiz yaşında ne öğretildiyse onu tekrarlar. Bu fyüzden sevimliliğini hiç kaybet
23 Ağustos 2009 Pazar
kararsızım
Üç Maymun. Nuri Bilge Ceylan. İzlediğim 2. Nuri Bilge Ceylan filmi. Diğeri için 'İklimler'. Bir kerede oturup bi filmi bitirebilme özelliğimi şu sıralar kaybettim zaten. Hele bu filmde baya bi kastım kendimi. Herkes izledi, dünya izledi, ben neden izlemedim hala ezikliği içindeydim.
Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Şungar ve Yavuz Bingöl...Üç maymunu oynadılar. Ahmet Rıfat Şungar şu sıralar baya popüler. Hatırla Sevgili'de Ali rolüyle tanıdık onu. Sonra dönüm noktası olarak Üç Maymun'da. Oyunculuk zor iş cidden. Senaryonun kotarılması daha zor. Üç Maymun'da bi aile dramını izliyorum ama sıkılıyorum da. Yedikule'de bir evi gösteriyor. Gri renkler. Mutsuz herkes. Benim de içim daralıyor. Tren geçiyor evin karşısından. Trenler çok var bu filmde. Orospuluk yapan kadın terasa çıkıp intihar teşebbüsünde bulunurken de tren var. Görüntüler fotoğraf gibi. Fotoğraflardan film yapılmış gibi. Ben anlamam, etmem ne denir buna. Ama hoşuma gitti. Çoğu insana gayet normal ve cezbedici gelmese de.
Hatice Aslan nedense bana filme ait değil hissini uyandırdı. Tersine Yavuz Bingöl rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. Aklımda kalan ve beni deli eden bir nokta da filmde kadının telefonunun melodisi oldu. Yıldız Tilbe'den...He bi de siyah-beyaz ekran eski bi nokia telefondan o şarkı sesinin çıkması ben gibi çoğu kişiyi düşündürtmüştür :)
Fotoğraf karesi görünümündeki görüntüler, klişe kokan şeyler, karakterlerin uzağa bakarken çekilmesi, ve yüzlerine odaklanıp 406950 saniye öyle kalmaları da herhalde bu tarz (ne tarz ben de bilmiyorum) filmlerin olmazsa olmazlarından. Sonuç olarak darala, sıkıla bir film izledim ve orospu bi kadının kocası tarafından nasıl affedilebileceğini ve bi ailenin görmezden, duymazdan, bilmezden gelişlerine şahit oldum.
İyi geceler efenim.
1 Ağustos 2009 Cumartesi
evlilik ne demekmiş?!
''pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları taralı,dişleri
fırçalanmış adamı/kadını sevmek kolaydır. aslında aşk, aynı insanı, sabahın
körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı
tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanapede
yastıklara sarılıp sızmışken bile şevkatle okşayabilmektir. buna
katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.
bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor
diyebiliriz. zira aşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. hep beraber
olmak istersin. banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir
ve huzur verir. ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını
düşünürsün, pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini, o bin tane ayakkabısı
dururken binbirinciyi almaktan mutlu olacak diye, istediğin gömlekten
vazgeçersin. zamanla, almaktan çok birşeyler vermekten mutlu olduğunu
keşfedersin. eğer evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü
yapacak bir anne olacak sanılıyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı
ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve
lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti
bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır.
evlilik; sadece aşk değildir. evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık,
ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan
bir akrabalık ilişkisidir. aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek
başına ayakta tutamaz. aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış
akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. hala canınız
sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
aşk evlilikte gider gelir. halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı
temizleyebilirse gene aşık olunur. o aradaki sinir evresini aşabilenler
ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. tahammül edemeyenler ise ikinci
evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.
zafer, direnenlerin olur."
(ç)alıntı.
fırçalanmış adamı/kadını sevmek kolaydır. aslında aşk, aynı insanı, sabahın
körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı
tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanapede
yastıklara sarılıp sızmışken bile şevkatle okşayabilmektir. buna
katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.
bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor
diyebiliriz. zira aşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. hep beraber
olmak istersin. banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir
ve huzur verir. ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını
düşünürsün, pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini, o bin tane ayakkabısı
dururken binbirinciyi almaktan mutlu olacak diye, istediğin gömlekten
vazgeçersin. zamanla, almaktan çok birşeyler vermekten mutlu olduğunu
keşfedersin. eğer evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü
yapacak bir anne olacak sanılıyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı
ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve
lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti
bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır.
evlilik; sadece aşk değildir. evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık,
ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan
bir akrabalık ilişkisidir. aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek
başına ayakta tutamaz. aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış
akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. hala canınız
sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
aşk evlilikte gider gelir. halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı
temizleyebilirse gene aşık olunur. o aradaki sinir evresini aşabilenler
ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. tahammül edemeyenler ise ikinci
evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.
zafer, direnenlerin olur."
(ç)alıntı.
30 Temmuz 2009 Perşembe
gecenin şarkısı

" nereden bakarsan bak hiçbir şey değişmez
kötü bir roman gibi hikaye bir türlü gelişmez
nasıl biliyorsan bil şartlamış bizi hayat
bazen taze hissedersin bazen bayat
sorgularken kendini uykudan hemen önce
gücünü almıştır dünya parayı keşfedince
ve yaşarsın, yaşadığını sanırsın
tamam böyle kalsın
neye inanırsan inan hepsi bilmece
çözmeyi unuturlar sıra sana gelince
biri yapmış bir resim ona benzeyeceksin
çizgilerden taşarsan pek sevilmezsin
kahveyi bile saat yönünde karıştırırken
kravatını düzeltirsin emrini yudumlarken
ve yaşarsın, yaşadığını sanırsın
tamam böyle kalsın.."
nasıl biliyorsan bil şartlamış bizi hayat
bazen taze hissedersin bazen bayat
sorgularken kendini uykudan hemen önce
gücünü almıştır dünya parayı keşfedince
ve yaşarsın, yaşadığını sanırsın
tamam böyle kalsın
neye inanırsan inan hepsi bilmece
çözmeyi unuturlar sıra sana gelince
biri yapmış bir resim ona benzeyeceksin
çizgilerden taşarsan pek sevilmezsin
kahveyi bile saat yönünde karıştırırken
kravatını düzeltirsin emrini yudumlarken
ve yaşarsın, yaşadığını sanırsın
tamam böyle kalsın.."
24 Temmuz 2009 Cuma
Biz kızlar, birimiz erkek arkadaşından ayrıldığı zaman romantik-komedi seansları yaparız genelde. Pür dikkat seçilen filmi izler, kimi yerlerde durdurup er kişiye söver de söveriz. Yüzüne söyleyemediklerimizi resmen ona söyleriz. Ağlama krizleri var bi de. Tabii bu filmin romantik-komediden çok, romantik-romantikliğin ağır basmasıyla da ilgili. Bugün de o seanslardan birindeydim. Definitely, Maybe diye bir şey izledik. Tamamen zaman kaybıydı :p
Adamın geçmişten 3 hatunla olan birlikteliğini izliyoruz. Bi April, bi Summer, bi Emily derken New York' ta yaşayan çok öpüşgen insanlar olduğuna da kesinlikle karar veriyoruz. Her neyse başroldeki Ben Affleck'ten hallice Ryan Reynolds, kızına şu an boşanmakta olduğu eşinin adını vermeden gizli bir hikaye şeklinde ilişkilerini anlatıyor. Kız da annesinin kim olduğunu tahmin etmeye çalışıyor fln vs.
Off çok sıkıcı izlediğim bi film hakkında bir şeyler yazmaya çalışmak :/
Kıvırtamayacağım sanırım ben bu işi :D
Patlıcanlı tartımın tarifini versem daha kolay olurdu valla.
Neyse. Oldu o zaman. tşk. öpt. kib. bye.
Adamın geçmişten 3 hatunla olan birlikteliğini izliyoruz. Bi April, bi Summer, bi Emily derken New York' ta yaşayan çok öpüşgen insanlar olduğuna da kesinlikle karar veriyoruz. Her neyse başroldeki Ben Affleck'ten hallice Ryan Reynolds, kızına şu an boşanmakta olduğu eşinin adını vermeden gizli bir hikaye şeklinde ilişkilerini anlatıyor. Kız da annesinin kim olduğunu tahmin etmeye çalışıyor fln vs.
Off çok sıkıcı izlediğim bi film hakkında bir şeyler yazmaya çalışmak :/
Kıvırtamayacağım sanırım ben bu işi :D
Patlıcanlı tartımın tarifini versem daha kolay olurdu valla.
Neyse. Oldu o zaman. tşk. öpt. kib. bye.
23 Temmuz 2009 Perşembe
Öğleden sonra 3'te uyanmanın verdiği o aptallığı şu an üzerimden yeni atmış durumdayım. Bok vardı sanki uyuyorsun o saate kadar diye kendime kızıyorum. Yüzüm, gözüm şişiyor, başım çatlıyor. Normalde hiç ağrımaz. Şom ağzım aktifleşmez umarım :/ Saat 8 olmuş ben hala yataktan nasıl kalktıysam öyleydim. Annemin beni zorla duşa sokmasıyla kendime geldim neyse ki.
Bütün gün evde oturup pc başında pinekledim. Magazindir, müziktir, sözlüktür takıldım öyle. 2 saat telefonda Merve'ye dert anlatmaya çalıştım. Anladın di mi yavrum beni, kızma allasen.
Veee beni en şaşırtan olay. Cansel Elçin - hani şu Hatırla Sevgili'nin Ahmet'i- Ezgi bilmemne ile sevgiliymiş. Ezgi bilmemne de yine Hatırla Sevgili'den Rüya. Ahmet'in kızı rolündeki çıtır.
Valla dumur oldum. Yani Cansel'ciğimin başının bağlanmasına mı desem yoksa aralarındaki bu yaş farkına mı desem. Gerçi bu Ezgi bilmemne Cansel'in (içimdeki samimiyetten ötürü Cansel diyip duruyorum.) yönettiği şu aralar Mtv'de fln fragmanını gördüğümüz Kampüste Çıplak Ayaklar filminde başrolde. Ondan heralde bi kaynaştılar falan. Neyse bence çok sürmez yani. Bu haberi okuyunca azcık araştırdım filmi de. Özellikle fragmandaki müzik beni benden aldı diyebilirim. Kimmiş, neymiş derken fazla uğraşmadan buldum.
Kupka adında bi grup. Fragmandaki şarkı da Lai Pun Lal. Şarkı ismini görünce yabancı sandım. Fekat Türk çıktılar. Sevindim. Post-modern, indie tarzında müzikleri. Sitelerinde 8 şarkıdan oluşan albümleri de mevcut. Dinliyorum 2 saattir. Sabaha kadar gider gibi bu albüm bana.
Bitti bu kadar :D
Bütün gün evde oturup pc başında pinekledim. Magazindir, müziktir, sözlüktür takıldım öyle. 2 saat telefonda Merve'ye dert anlatmaya çalıştım. Anladın di mi yavrum beni, kızma allasen.
Veee beni en şaşırtan olay. Cansel Elçin - hani şu Hatırla Sevgili'nin Ahmet'i- Ezgi bilmemne ile sevgiliymiş. Ezgi bilmemne de yine Hatırla Sevgili'den Rüya. Ahmet'in kızı rolündeki çıtır.
Valla dumur oldum. Yani Cansel'ciğimin başının bağlanmasına mı desem yoksa aralarındaki bu yaş farkına mı desem. Gerçi bu Ezgi bilmemne Cansel'in (içimdeki samimiyetten ötürü Cansel diyip duruyorum.) yönettiği şu aralar Mtv'de fln fragmanını gördüğümüz Kampüste Çıplak Ayaklar filminde başrolde. Ondan heralde bi kaynaştılar falan. Neyse bence çok sürmez yani. Bu haberi okuyunca azcık araştırdım filmi de. Özellikle fragmandaki müzik beni benden aldı diyebilirim. Kimmiş, neymiş derken fazla uğraşmadan buldum.
Kupka adında bi grup. Fragmandaki şarkı da Lai Pun Lal. Şarkı ismini görünce yabancı sandım. Fekat Türk çıktılar. Sevindim. Post-modern, indie tarzında müzikleri. Sitelerinde 8 şarkıdan oluşan albümleri de mevcut. Dinliyorum 2 saattir. Sabaha kadar gider gibi bu albüm bana.
Bitti bu kadar :D
İçim rahat ama. Uyku yok bu gece bana. Zaten sevmem "Temmuz"ları. Bugüne kadar bakıyorum da hep şu temmuzlarda üzerime bi bunalım hâli çöküyor istemeden. 2007 temmuzunda da böyleydim. Abuk subuk şiirimsiler falan yazıyorken buldum kendimi. Şimdi yanımda o şiirler. Minik çıtçıtlı defterimde saklıyorum hepsini. Komik geliyor hepsi. Belki bunlar da komik gelecek ilerleyen yıllarda hatta günlerde...
Haftasonu tatili istiyorum. Tertemiz bi deniz, Hamak keyfi. En son ne zaman hamakta uyudum, hatırlamıyorum. Ehliyetim olsaydı ve de arabam :) atlar giderdim. Ağva'ya falan. Yanımda en sevdiğimle beraber. Ben sürerdim. O doğru düzgün bi frekans bulmaya çalışırdı. Ya da boşver frekansı, playlist bile hazırlayabilirim.
Bitsin şu ay. Kurtulayım her şeyden. Unutayım artık...
Dikmen'i unutayım.
Bi de MVÖ neden "Küçük Sevgilim" diye aptal bi şarkı yazmış ki...Hiç sevmiyorum.
"..benim küçük sevgilim
ben sana neler yaptım
kızdım sayfalarca
onlar bilmez onlar bilmez
yakarlar canımı
sanki yoksun gibi
sanki yalanmışız gibi.."
Yalan olduk biz. Evet.
Haftasonu tatili istiyorum. Tertemiz bi deniz, Hamak keyfi. En son ne zaman hamakta uyudum, hatırlamıyorum. Ehliyetim olsaydı ve de arabam :) atlar giderdim. Ağva'ya falan. Yanımda en sevdiğimle beraber. Ben sürerdim. O doğru düzgün bi frekans bulmaya çalışırdı. Ya da boşver frekansı, playlist bile hazırlayabilirim.
Bitsin şu ay. Kurtulayım her şeyden. Unutayım artık...
Dikmen'i unutayım.
Bi de MVÖ neden "Küçük Sevgilim" diye aptal bi şarkı yazmış ki...Hiç sevmiyorum.
"..benim küçük sevgilim
ben sana neler yaptım
kızdım sayfalarca
onlar bilmez onlar bilmez
yakarlar canımı
sanki yoksun gibi
sanki yalanmışız gibi.."
Yalan olduk biz. Evet.
kendini aldatamamak

palyaço deyince aklınıza ne gelir?
düşünün ne gelir meselâ?
enine çizgili uzun çoraplar...
renkli koca bir şapka...
burunda domatese benzeyen bir mandal...
yüze hünerlice çizilmiş, hüznü örtmesi için epey uğraşılmış, neredeyse tabaka denilecebilecek ağdalı makyaj...
pantalonu görev aşkıyla yukarıya çeken kalın bir askı...
puantiyeli gömleğin düğmelerini neredeyse patlatacak kadar kocaman yapay bir göbek...
paçası kısa, bol bir pantalon...
sandviç ekmeğini anımsatan pabuçlar...
yani oldukça komik,
yani oldukça eğlendiren,
yani...yani...
ben palyaçoları sevmem!
belki onlarda beni sevmedi...sevemezlerdi.
gözlerindeki hüznü görmüştüm çünki...hemde her seferinde...
her el çırpışta daha ürkek,
her seferinde daha korkak,
daha ağlamaklı,
daha hassas,
daha kaçamak bakan palyaço gözleri...
farkedilmişliğin mahcubiyetiyle, koca eldivenleriyle, kendilerine ait olmayan elleri ile gözlerini gizleyişleri...
ağlıyordu palyaço...
ağlamak sana yasak! ağlama...
ağlarken güldürmeye çalışmak!
etraf gülerken, gizli saklı ağlamak.hatta ağlayamamak!
işin bitti.sıra aynanın karşısına geçip o kalın tabakadan kurtulmada...
“merhaba.işte ben!”
labirentler, labirentler...”tamam” dediğim anda, adına labirent dedikleri, toslamaktan yorulduğum ama karşıma çıkmaktan yorulmayan duvarlar...nasılda yosun tutmuşlar...tıpkı ben...acı bir tat, acı bir koku, korkunç bir yığın...
içimi çekiyorum.her çekişte bir alev yükseliyor bedenimden göğe doğru...
dokunmayın yakarım!
her defasında aynı melodi...saçlarımı yoluyorum, kafamı duvarlara vuruyorum ama nafile!
kulaklarımı da tıkasam, çığlık çığlığa da bağırsam olmuyor...yok! yok! yok!
ne ben benden kurtulabiliyorum nede ben senden nede sen benden...
söyle kim kime tutsak?
duvarlar sen, sesler sen...peki sen kimsin? sen mi ben? ben mi sen?
neredesin bilemedim? yoksa nerede miyim?
ama yok!
ben ki uslanmaz bir palyaço!
kaybolmaktı derdim.al işte kayboldum...
gülmeyin!
güldürmek istedim fakat ağlayabileceğimi hesap edemedim.
gülmeyin!
sönsün balonlarınız. herşey sizin içindi.hiçbir şeyse benim!
gülmeyin!
sökün süsleri duvarlarınızdan. süsleriniz gözleriniz olsun...
acıkın!
insan olmaya acıkın!
ne o ağlamaklı oldunuz birden!
maskemi çıkartınca buyum ben!
hayat uçsuz bucaksız bir serüven madem,
yolcuysak hepimiz ezelden...
bakma bana!
gerçekten bakarsan gülemezsin ki...
çünkü ben palyaçoyum!
bakılmak için olsam da...
gözlerini kamaştırsam da...
uslanmaz bir palyaçoyum.
işte yeni bir iş daha...
“merhaba.işte palyaço!”
gülmeye hazırsanız başlayalım!...
*alıntı
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Öpücük Balığı

işe telefon açıp, “gelirken buğday al” dedi. “naapıcan buğdayı kızım” diye sormadım... söylemezdi ki... dünyanın en sevimli delisiydi... o öyle biriydi işte. küçücük giz dolu oyunlar başlatırdı. ne buğdayı, naapıcak acaba, nereden alıcam ben şimdi... merak etmeye başladığım anda kendimi çoktan oyunun içinde bulurdum...
evet, oyun başlamıştı. savaş’a “buğday almam lazım, nerde satılır” diye sordum...
-haa? -buğday -eee, nolucak buğday? -hiç... tavuk buldum da bi tane... buğday veriyim diyorum.. -sittir lan.. ciddi miyim diye gözlerime baktı.. ben de çok ciddi baktım... -gültepe’de bir civcivci var ama.. buğday satar mı bilmem.. daha çok suni yem olur onlarda.. -yok, suni yem olmaz, buğday lazım.. yumurtanın sarısı doğal renginde olmuyo o suni şeylerle... pis bi rengi oluyo... en iyisi buğday.. -ha bi de yumurtluyo.. harbi tavuk yani, ciddi bi tavuk kimliğine sahip... bir ara ben de besledim.. spenç tavuğu diyorlar.. tam yumurta tavuğuydu.. bazıları et tavuğu oluyor ya, pek yumurtlamaz onlar.. bak ne diycem, esas darı sever kayvan.. çift sarı çıkarır.. darı al sen ona.. oyun böyle bir şeydi işte.. o başlatırdı... hayatınıza aniden buğday, darı, tavuk, yumurta ve size “yedi kafayı” diye bakan bir sürü insan girerdi...
komik, sürükleyen, ama paylaşılan giz nedeniyle bir o kadar da heyecanlı bir oyun.. büroda durduk yere başlattığım tavuk geyiğine daha fazla dayanamadığımdan, buğday bulmak üzere çıktım. buğday... noolcak acaba... kuruyemişçilerde var mıdır? -keşkeklik mi? aşureye falan mı katçaanız? -ne? -buğday sormadın mı? -ha evet, olabilir.. -sonunu dün sattım..yok.. hıyar kuruyemişçi! lan madem yok, niye aşure mi keşkek mi car car ediyorsun... sana ne... bu millet de bi tuhaf ha... buğday var mı, var.. ya da yok. bitti, bu kadar.. sana ne ne olacağından. az kaldı özel hayatıma giriyordu herif.. hem bir tarım ülkesinde buğday bulmak bu kadar zor mu olur kardeşim.. sinirleniyorum ama... hani lan bu ülke bir tahıl ambarıydı... adam başı buğday olması lazım.. kendi kendime gülüyorum.. biliyorum, o da gülecek.. gülücez.. öpücem sonra.. sonra, sonra.. noolcaksa o buğdaylar... mısırçarşısı’na gidiyorum, oradaki baharatçılarda kesin vardır.. bu arada, kendimi gerçekten tavuk gibi hissetmeye başladım.. buğday arayan acıkmış bir tavuk... bık bık bık. bıdaaak..
aslında içimde garip bir mutluluk var. her şeyi birden unutup bir avuç buğday için istanbul’u dolaşıyor olmak içten içe hoşuma gidiyor. onu bu yüzden seviyorum galiba. bana da sıçrayan bir tılsımı var.. her şey bombok giderken, nooluyosa bir şey oluyor.. onun yarattığı illüzyona dalıp oyun oynuyorum.. çocukmuşuz biz.. o, mısır saçlı, habire sümüğünü çeken afacan bir kız, ben dizleri yara içinde haşarı bi velet.. dünyanın zillerini çalıp, vınnn kaçıyoruz. şimdi ne kadar alıcam ki ben buğdaydan... bir kilo yeter mi acaba? evde tarım yapıcak diil ya, yeter herhalde.. anlarmış gibi buğdayları karıştırırken yakaladım kendimi, iyisini seçicem sanki.. neyse, aldık işte.. bir kilo buğdayımız oldu. yanında bir tane de ufak rakı. manyağım lan ben.. bariz manyağım.. “geldi mi buğday” diye sordu. gözleri ışık ışık.. meraktan çatlıyorum ama, belli etmeden “ıhı” diye torbayı uzattım. cadı! aldı torbayı masanın üstüne koydu. ne olacak şimdi bu buğday? sormayacağım ama.. ”naaptın” dedi.. elinin körü.. saatlerdir buğday arıyoruz herhalde... “toprak mahsülleri ofisine gittim canım. taban fiyattan destekleme alımı yaptım..” gülüyor. her şey o gülsün diye zaten.. bence onun kadar güzel gülebilen yoktur. ama bu gerçek yani. çok gülen insan gördüm ben. işim gereği. hakkaten bakın, ben bu konuda otorite sayılırım. ben sizinle geyik çevirirken o kayboldu. birazdan, elinde bembeyaz bir güvercin. “bak şimdi “dedi; “bu senin dilek güvercinin.. ona avucundan buğday yedireceksin, sonra gagasından öpeceksin ve bir dilek tutup gökyüzüne bırakacaksın.” dedim ya, tılsımı var onun. aniden güvercin de çıkarır, tutup yaşamınızı bi saniyede masala çevirir.. bitmesin istersiniz.. “bitmesin” diye dilek tutup güvercini gagasından öptüm. balkona çıktık sonra. pıt pıt kanat sesi.. pıt pıt iki çocuğun yüreği..
balkona yıldız tozları mı yağdı? çok mu güldük.. peki çok gülmek iyi midir gerçekten.. ağlar mı sonra insan.. babaannem deli fadime’nin dediği gibi “dünyanın düz murâdı yok” mu.. “çok muhabbet tez ayrılık“mı peki.. noolur “öyle diilmiş” olsun. noolur bitmesin.. pıt pıt.. yüreğim.. gece.. yemin ederim, yıldız tozu yağıyor.. ertesi sabah kadriye oldu.. espiri olsun diye bahar temizliğine girişti. kadriye.. onun masal kahramanlarından biri. söylediğim gibi, yaşam bir oyun onun için. gerçekle dalga geçer hep, sevmez sanki..
ilk kadriye olduğunda yeni tanışmıştık.. yine işe telefon edip yufka ve çökelek istemişti. buğday gibi değil, onları daha kolay buldum ve eve gittim. kapıyı çaldığımda yeri siliyordu. “ayağını çıkar kocacım” dedi, “yeni sildim”. çok güldüm. yufkayla çökelekten “yanmaz tavada sana böreği” yaptı, yedik. sonra eline bir tığ alıp dantel örüyormuş gibi yapmaya başladı. “delirdi” diye baktım. saçlarına bigudi tuttururken “naapıyosun yaa” diye sordum. “nooluyo kızım”.. garfield gibi gözlerime baktı. “yarın eltimgil gelecek” dedi. sonra güldü. nasıl güldüğünü biliyorsunuz. o gün bana “annesi gibi” olmuştu. ya da benim annem gibi. oynuyordu. başka bir şey. herkesin “gerçek” diye bildiği şey, onun için sonuna kadar sahte ve saçmaydı. komikti ama, ürkütücüydü. yani hep oynanamazdı ki.. eninde sonunda hayat “bööle bişeydi” işte.yoksa değil miydi.. o kadriye olup “çekirdek aileyle” dalga geçmeye başlayınca ben de rolümü aldım. “fehmi” diye bir herif oluyordum. çizgili pijamamı ayağıma geçirdiğim gibi biraları içip televizyon karşısında pıt pıt zapping yapıyordum. gülüyorduk sonra. kadriye ve fehmi çekirdek rolünden çıkıp biz oluyorduk. pıt pıt, iki çocuk yüreği..
onun masal kahramanları bir tane değildi ki.. bazen müge ile furkan olurduk. aslında onlar bizim arkadaşımızdı. ama o, onların ilişkisini sahte ve anlamsız bulurdu. “kola alır gibi işte, birbirlerini ve herşeyi tüketiyorlar.” müge olduğu zaman “eskeyp’e gidelim mi, trafo’ya zıplayalım mı diye sorardı. ama asla gitmezdik. onun dünyasından çıkamazdım. ben çıkmak ister miydim peki? o zamanlar bu soruyu kendime hiç sormadım. o, “dışarıdakiler”i öyle iyi biliyor ve anlatıyordu ki, ara sıra “dışarı kaçtığımda” bile onunla oyun oynuyormuşuz, o bana “gerçeğin masalını anlatıyormuş” gibi olurdum..
ha bir de, en önemlisi “öpücük balığı” vardı..
onun en yalın ve samimi hali. “ben öpücük balığıymışım” deyip yanağıma bin tane masum öpücük konduruyor, dakikalarca pıt pıt pıt öpüyordu. öpücük balığı, öpücük balığı, pıt pıt pıt... masallar biter mi, biter işte. arasına reklam girecektir, güzellik maskesi takılacaktır, savaş vardır, birileri öldürülecektir, birini kör bırakacaksınızdır, birinin yüreğini söküp atacaksınızdır.. zehirlenecek denizler, ağlatılacak çocuklar.. işiniz vardır yani, öyle önemli, öyle vazgeçilmezdir ki.. bir gün bana “gitme” dedi.. ama hep öyle derdi.. “yelkovan dokuzun üstüne gelinceye dek.. bu şarkıdan iki şarkı sonra..” hiçbir keresinde bırakmazdı beni. iyi, tamam, oynadık, bitti. dönüşte yine oynarız.. dinlemezdi.. ”bak şimdi bu çerez tabağını dökücez; leblebiler saatmiş, üzümler dakika, fındıklar günmüş ama.. sayalım, o kadar sonra git..” pazarlık ederdim. “fındık gün diilmiş, leblebi saat.. ona tamam.” “peki” derdi. sonra aniden nereden bulduğunu bilmediğim tek şamfıstığını çıkarıp “peki bu yılmış, yıl olsun“ derdi. “yüzyılmış tamam mı, ölüm gelinceye kadarmış..” üzümleri, leblebileri falan sayardık sonra. tek şamfıstık, o yüzyıldı.. o ölümün geldiği zamandı. onu pek tartışmazdık. onu açar, yarısını yer, yarısını bana yedirirdi. sonra, sonra o öpücük balığı ve ayrılık...
“ben gidiyim” dedim.. sesi boğuktu.. ”gitme” dedi.. ama söyledim. hep öyle derdi.. giderdim sonra. döndüğümde oradaydı, bilirdim. yine “gitme” derdi.. “gitme” dedi.. gözlerinde yaş tomurcukları, birazdan duracak dünyalar, sanki hepimiz ölücez. “bu kez gitme”.. gitmesem olur sanki.. “ama bunun sonu yok ki” dedim.. “yok işte salak “dedi.. ”hep sonunu istiyorsun. sonu, bittiği yer, tükendiğim zaman.. yerine yenisini tüketmeye başlayacağın zaman.. bu kez gitme işte.. gitme..” karşısında bir çocuk gibi duruyorum.. içimden bir çocuk o duvarı tırmanıp aşmaya çalışıyor ama olmuyor... birileri yıllarca ördü o duvarı.. annem koydu bir tuğla, sonra babam... dayım, öğretmenim, komutanım, patronum, radyom, televizyonum..
gidicem ben, işim var işim... çıkıp sokak kedilerini tekmeliycem, yalan söyliycem, rakı içicem... hasan’a borcum var.. tarık’la sözleştik, kaçıcaz hafta sonu, karı bulmuş.. ilknur iş arıyo sonra.. resmen iş istiyo işte, aramıştır.. onun yeri ayrı ama ilknur da fena değil şimdi... işim var... işim... “gidiyim ben” dedim.. bu kez gözleriyle “gitme” dedi.. ben de ona “gözlerim sana mı kaldı” gibisinden baktım.. tek sana mı kısmet olacak sanıyorsun benim “çivileyen bakışlarım”.. işi var gözlerimin. kritik pozisyonlara bakıcam, topa konsantre olucam, top sicret’ı izliycem, günlük kuru yakından takip edicem.. ilknur’un kalçalarına bakıcam.. mtv’nin klipleri, savaşlar, siyah-beyaz yerli filmler... işi var gözlerimin...
sonra yıldırımlar çaktı.. hiç susmadım.. “hayat masal mıydı yani?.. dışarıda millet birbirinin gözünü oyarken, biz burada yanak yanağa.. noolcaktı yani.. leblebiden saat olur mu.. “vakit” denen nanenin ne demeye geldiğini herkes biliyor artık.. iyi.. pıt pıt pıt öpüşelim, sen beni seviyormuşsun, ben seni çok... ee, anangil “oturma odası takımını erkek tarafı alsın” dediğinde ne bok yiyecez peki? öpücük balığını mı satacağız..” nefes nefese sustum...
“dışarıdakiler” dedi.. “dışarıdakiler, bunu beceremez işte.. öpücük balığını kimse alıp satamaz... sen bile... diyelim ki öyküsünü yazdın, beş para etmez...”
***
bir varmıştı, şimdi bir yokmuş... nevizade sokağı’ndayız, yol boyu meyhane.. masanın altından ilknur’un elini tutuyorum.. dördüncü kadehten sonra sayamaz oldum rakıları. bir çingene, yanındaki masaya keman çalıp haykırıyor “dönülmeyyz akşamıyyn ufuğuğun daiiz, vakiyyt çook geyç artık...” elini darbukaya röntgen filminde her patlattığında gözümün önünde bi dudağı gökte bi dudağı yerde masal devleri görüyorum.. gümm! dev.. güm! lamba cini.. güm! haramiler... kocaman bir davulun üstünde küçük bir şey kırıntıları dökmüşler gibi, belki öpücük balığının yemleri onlar.. hani onun en yalın ve sevimli hali gibi.. gümm!.. zıplıyor hepsi, gümm zıplıyor her şey.. ilknur’un göğüsleri kliplerdeki gibi havalanıp zıplıyor.. uçuşup tekrar yerine düşüyor, tabaklar, yıldızlar, sigaram.. canım yanıyor.. sonra pıt pıt pıt... darbukaya üç parmak darbesi vuruyor çingene.. masalların sonunda gökten teklifsizce düşen üç elma bunlar.. ben görüyorum, ilknur görmüyor, kimse görmüyor...
müzik bitti.. ilknur bir şeye gülüyor.. masanın yanı başında, tuhaf, simsiyah gözlüklü, başı sımsıkı bağlı bir kadın var.. o hep var nevizade sokağında.. elinde kocaman bir çerez kavanozu, sormadan, avucundaki çay bardağını kavanoza daldırıp, bardak dolusu kuruyemişi masamıza boşaltıyor.. cebimden para bulup kadına uzatıyorum.. aklımda zamanın en acı tadı.. ”peki kaç leblebi var bunun içinde teyze” diye soruyorum.. kadının suratını yıllar bıçaklamış, sesinde hırıl hırıl alaycı bir öfke; “manyak mısın sen koçum?” diyor.. ilknur gülüyor, benim gözüme üç elma kaçtı, masalların kötü kalpli cadısı avucumdaki parayı yolarcasına kapıp yan masaya seğirtiyor...
az önce bir masal bitti, kimse bilmiyor.. öpücük balığı bir iskelede, güneş altında çırpınıyor.. ilknur’un gözlerinin işi var, benim yüreğim kovulmayı çoktan hak etmiş, boşta gezer..
uzaklarda bir çocuk, uyuyakalmış ninesini sarsıp “bana masal anlat” diye ağlıyor..
diyelim ki öyküsünü yazdım, beş para etmiyor..
21 Temmuz 2009 Salı
içimden ağlamak geliyor anne...
10 yaşındayken söylemiştim bunu annem'e. yeni taşınmıştık şu an oturduğumuz yere. osmaniye' ye. okullar açılmıştı. 2 hafta falan olmuştu hem de. eski okulumdan yeşilyuva' dan buraya nakil gelmiştim. hiç tanımadığım, bilmediğim bi yere. nerdeyse herkesi tanıdığım, bi vesileyle annemin, müdürüdür, hocalarıdır milleti tanıdığı, alıştığım, şımartıldığım okulumdan bu yeni okula geçmek o kadar da kolay olmadı. çok şanssızdım. ilk günüm berbat geçti. herkesin lacivert önlükleri varken benimki maviydi. hem de "bok gibi" bi renkti. bahçede dolaşırken bi çocuk demişti. ağlamamıştım sanırım o an. tutmuştum kendimi. ilk günden de yapılır mıydı bu be. " bok gibi"ymiş sensin bok gibi!! Demedim tabi. Sustum sınıfıma çıktım. Hanım hanımcık oturdum en ön sırama.
Beyhan hocam...Bana okuma-yazma öğreten...Şimdiyse Cemal hoca vardı. Evet erkek bi hoca hem de 1.85 boylarında bıyıklı, esmer. Erzincanlı'ymış. Konuşması garip gelmişti başta. Çok hızlı konuşuyordu anlamıyordum. Hem dersleri de kitaptan işliyorduk. Konuları kitaptan, defterimize geçiriyorduk. Çok canım bozulmuştu buna. Böyle hiçbir şey öğrenemezdim ki.
Ders çıkışında annem almaya gelecekti. Feci yağmur başlamıştı ama. Dedim ya şans meselesi. Anaokulu kısmının orda bekledim annemi ıslanmayayım diye. Bekledim, bekledim...Sonra bi veli geldi arabasıyla nerde oturduğumu sordu. Söyledim. Adresi bildiğime şaşırdım bak şimdi düşününce. Adam tutturdu gel bırakalım diye. Yanındaki oğlu da meğer sınıf arkadaşımmış "Can". Annemi bekleyeceğim dedim ısrarla. Binilir mi yabancı birisinin arabasına.
Annem..Canım annem geldi çok geçmeden neyseki. Sırılsıklam olmuş. Ders çıkış saatini karıştırmış e bi de babaannemler bizde kalıyordu o ara. Elinde bana getirdiği montla annemi görünce o kadar sevinmiştim ki.
"Can"ların arabasıyla döndük eve. Karşı bloğumuzda oturuyorlarmış meğer. Bizim "Can" işte o.
:)
Kapıdan içeri girer girmez, yağmurdan ıslanıp griye dönmüş beyaz mus çoraplarımın itinalı yardımıyla yere düşüp kaymam bir oldu. Harika bi girişti. Evet. İlk gün faciasından sonra kapanışı da böyle yaptım. Suratım beş karış dolaştım o gün ve ondan sonraki 1 ay nerdeyse. Annemin kucağına oturup sessiz sessiz ağlamaya başlardım. Annem sorardı noldu kızım diye çok ama hiç söyleyemezdim. Anlatamazdım. Küçüktüm. Kendi çapımda benim de dertlerim vardı o yaşta. "İçimden ağlamak geliyor anne" derdim. Çok defa dedim bunu. Annem sonraları dalga geçerdi böyle böyle derdin diye. Ama kimi zaman yine annemin kucağında otururum sarılırım sıkı sıkı, öperim. Gözüm dolar, ağlarım. İçimden ağlamak geliyor derim sırıtırım. Ağlarken gülebilen insanlardanım.
Gülerken de içten içe ağlıyorum.
20 Temmuz 2009 Pazartesi
küçük iskender' den
Geçenlerde baya bir baktım şiirlerine, yazılarına. Duymuşluğum vardı ama okumuşluğum yoktu. Moralim bozuk olunca sık yaptıklarımdan. Gecenin şairini seçip uykum gelinceye kadar kısık ses müzikle beraber şiirlere dalmak...Çoğunda gözlerimin dolmasıyla sonuçlanıyor ama olsun. Bazı şeyleri engellemek mümkğn olmuyor. Ve gözyaşlarımı saklayamamam benim en nefret ettiğim özelliğim. Kimi kadınlar gibi bi silah yerine kullanmıyorum ki ben. Neyse benim moralimin bu aralar düzeleceği yok gibi şiirlere devam edeceğim.
alp' in defteri
bir organ nakli gibi sevmiştim seni..
çürük gözlerine bağışlanan ellerim,
yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim,
darmadağın kadınların darmadağın ettiği erkekler gibi,
çok tehlikeli bir sırrı saklar gibi sevmiştim seni!
çok eskimiş bir aşkın hatırlanması,
sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması,
aslında işin açıkcası,
rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi,
fırtınanın camı çerçeveyi indirmesi gibi,
hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi,
geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi sevmiştim seni.
ruhum kan kaybederken, nasıl tutardım seni şimdi bir deniz gibi,
neticesi olmayan bir sebep gibi?
"ortalık yerde, durup dururken sevmiştim seni."
atlara kalırsa, çoktan kaybettik savaşı.
mızraklar kırıldı, kalkanlar delindi, ganimetler paylaşıldı,
kasaba meydanında birbirini dövmekten yorulan iki kovboy gibi,
bir tabancayla tetiği gibi,
bir tabancanın kabzasıyla ibiği gibi,
kendisinden farklı, kendisinden ayrı,
bir silah şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi,
aynı bedene sıkılacak iki el kurşun gibi,
"katille kurban arasında o bir kaç saniyelik telaşla"
alp' in defteri
bir organ nakli gibi sevmiştim seni..
çürük gözlerine bağışlanan ellerim,
yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim,
darmadağın kadınların darmadağın ettiği erkekler gibi,
çok tehlikeli bir sırrı saklar gibi sevmiştim seni!
çok eskimiş bir aşkın hatırlanması,
sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması,
aslında işin açıkcası,
rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi,
fırtınanın camı çerçeveyi indirmesi gibi,
hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi,
geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi sevmiştim seni.
ruhum kan kaybederken, nasıl tutardım seni şimdi bir deniz gibi,
neticesi olmayan bir sebep gibi?
"ortalık yerde, durup dururken sevmiştim seni."
atlara kalırsa, çoktan kaybettik savaşı.
mızraklar kırıldı, kalkanlar delindi, ganimetler paylaşıldı,
kasaba meydanında birbirini dövmekten yorulan iki kovboy gibi,
bir tabancayla tetiği gibi,
bir tabancanın kabzasıyla ibiği gibi,
kendisinden farklı, kendisinden ayrı,
bir silah şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi,
aynı bedene sıkılacak iki el kurşun gibi,
"katille kurban arasında o bir kaç saniyelik telaşla"
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
































